Çirkin Tavır

Bundan bir önceki yazımda Istanbul Belediyesinin (bazı) parklara koyduğu tabelalarda Istanbul halkına adeta bir lütuf yaptığını ima eden ifadesini eleştirmiştim.

Belediyeler, şehirleri yaşanılabilir yerler haline getirmek, insanların dinlenebileceği, nefes alabileceği parklar ve dinlenme alanları yapmak, çocuk parkları inşa etmek ve benzeri işler yapmak zorundadır. Sözü edilen bu işler, belediyelerden beklenen, onların görevi olan icraatdır. Bu nedenle de, yapılmış bu tür işleri veya hizmetleri bir lütufmuşcasına sunmak ayıptır.

Suadiye sahili
Böylesi olur.

Istanbul gibi 15-20 milyon insanın adeta alt alta üst üste yaşadığı, gürültüsüz bir köşesinin neredeyse hiç kalmadığı devasa bir motropolde bu tür alanların oluşturulması, yiyip içmek kadar önemli ve doğal bir ihtiyaçtır. Tabiattan yeterince uzaklaşmış, çevresine ve doğaya yabancılaşmış metropol halkının genciyle, yaşlısıyla nefes alabileceği alanların oluşturulması belediyelerin öncelikli işleri arasında yer almak zorundadır (her ne kadar ütopik ise de, kentlerin ve özellikle de Istanbul’un modern bir şehircilik anlayışıyla yönetileceği varsayımıyla düşünüyoruz).

Beykoz_park
Böylesi olmaz.

Köylülükle kentlilik arasında sıkışıp kalmış, yeterince kentlileşememiş, kültür fukarası ve üstelik sınır tanımayan bir rant hesabıyla kenti yöneten taşralı kadronun hiç değilse işi bilen uzman, akademisyen, meslek odalarının sözünü dinlemesi beklenir. Ne yazık ki mevcut yönetimin bu tür bir çalışma anlayışından fersah fersah uzakta olduğu görülüyor.

 

For the English-speaking readers:

The attitude of the Istanbul Municipality leaves much to be desired when it comes to presenting its services.

The placards they have placed in some parks indicate that the park is a favor by the municipality when in fact it is the “duty” of local administrations to make urban areas livable by building parks and recreational areas. When the residents of a city vote for a particular candidate, they expect basic services no matter what. Creation or rearrangement of urban space for common good is among them. Therefore, it is appalling that services we expect and naturally take for granted are presented as if they were a big favor or as something granted out of the administration’s good heart!

Görev mi, Lütuf mu?

Istanbul Büyükşehir Belediyesi’nin parklara yerleştirdiği tabelalarda “Bu Park, Istanbul Büyükşehir Belediyesinin ……… Halkına Armağanıdır” ifadesi yer alıyor. Belediye yetkililerine hatırlatmak gerekir ki, kentin muhtelif yerlerinde oluşturulan, bakımı yapılan parklar ve bahçeler, şehircilik anlayışının bir gereği olarak yerine getirilmesi gereken ve kanunlarla belirlenmiş bir görevdir, lütuf değildir. Parklara böyle bir tabela yerleştirilecekse yapılan hizmetin bir armağan olduğunu yazmak en hafif ifadeyle Türkçe bilmemektir. Daha da eleştirel bakarsak, kaba bir propagandadır, yakışıksız ve çirkindir.

Beykoz_park

9.7.2004 tarih ve 5215 sayılı Belediye Kanununun 14. maddesi, “Belediye öncelikle imar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, evlendirme, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50.000’i geçen belediyeler, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar.” ibaresiyle belediyelerin görev ve sorumluluklarını net bir biçimde belirlemiştir.

Sonuç olarak, yapılan bu hizmetin halka tanınmış bir ayrıcalık veya bir lütuf gibi gösterilmesi son derece yakışıksız ve çirkin kaçmaktadır. Umarız Belediye bu kaba propagandaya bir son verir ve vatandaşa karşı daha saygılı bir tavrı benimser. Unutulmamalı ki belediye yetkilileri seçilerek görevlendirilen kimselerdir; görevleri hizmettir.