MOTOR VEHICLES AND DIVORCES IN TURKEY

Last year, exactly on this date, I posted an article about women on this site ( https://lassietecolinas.wordpress.com/2015/03/08/on-women-on-a-womens-day/ ). Today I have decided to look at things from a somewhat light-hearted point of view. Even though women’s plight in the world has not changed since last year, and that it may even be worse, I do not feel like dramatizing things, so let’s keep on reading..

As it would be expected in any developing economy, the number of motor vehicles in Turkey has been steadily increasing. The Statistical Institute of Turkey reports that the numbers went up from 8,521,956 in 2001 to 19,994,472 in 2015. This is not only due to the expansion of the economy, but also because of the increase in the population, which, according to the World Bank, grew from about 64 million in 2001 to almost 76 million in 2014. The number of divorces also increased, parallel to the population increase during this period. In the face of such sharp increase in numbers, and out of curiosity, one might very well be interested in looking into this. The following plot displays what is explained above. The correlation coefficient r = 0.9359 as calculated by R, is highly impressive. However, let’s face it, despite the rationale one might think of regarding the increase in individual variables and their covariation, this is one of those cases of spuriousness.

Motor vehicles and Divorces in Turkey (2001-2015)
Motor vehicles and Divorces in Turkey (2001-2015)

It should be obvious to anyone with a minimal understanding of socioeconomic phenomena and statistics, that it just does not make any sense to think of divorces somehow being linked to the number of motor vehicles. One cannot possibly cause the other, so we will have to think of confounding factors (variables in technical lingo) such as development of economy, emancipation of women, economic crises causing unresolvable disputes between spouses, etc. that actually play a role in the background, affecting our variables of interest. As this exercise illustrates, one can find a relationship and calculate a correlation coefficient between almost any two variables (factors or phenomena in ordinary language) in life. However, the question is whether or not that seeming relationship will be meaningful.

Briefly, the moral of the story for the newly initiated is that looks can be deceptive, we would be well advised to delve into the matter and look for hidden factors.

Advertisements

Kültür Erozyonu

Fotografta görülen lokantanın tabelası, Türkiye’de kültür erozyonunun varmış olduğu noktayı, kültürel kişiliksizliği ve cehaleti gösteriyor. Bu ve benzeri tablolar, şu anda içinde bulunulan siyasi karışıklık da göz önüne alınarak değerlendirilecek olursa, Türkiye’nin yakın gelecekte ne kadar abuk subuk bir ülke olacağı, her şeyin ne kadar sürreal olacağı çok net olarak görülür.

Zırvalığın fotografıdır.
Zırvalığın fotografıdır.

Bu tabela kültürel kişiliksizliği gösterir çünkü Istanbul’un turistik olmayan bir semtinde, hiç de gerekmediği halde İngilizce bir tabela kullanma çabası var. Kültürel erozyon var, çünkü hem Türkçe, hem de İngilizce sözcükler zırva bir biçimde bir araya getirilmiş. Cehalet de var çünkü “ızgara” ve “yemek” ayrı ve farklı kategorilermiş gibi “Izgara ve yemek evi” ibaresi kullanılmış.

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!

 

Türkiye’de Bilişim ve Telekomünikasyon

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin (ITU) her yıl oluşturduğu Bilişim ve Teknoloji endeksi (IDI), ülkelerin bilişim ve teknoloji açısından karşılaştırılmasını sağlıyor.

Endeks üç gösterge grubundan oluşuyor. Birinci grupta olanlar a) her 100 kişiye düşen sabit telefon aboneliği, b) her 100 kişiye düşen mobil telefon aboneliği, c) internet kullanıcısı başına düşen uluslararası internet bandı (bit/s), d) Bilgisayarı olan hane sayısı, ve e) Internet erişimi olan hane yüzdesi. İkinci grup göstergede a) Internet kullanan kişilerin yüzdesi, b) her 100 kişiye düşen sabit geniş bant aboneliği, c) her 100 kişiye düşen aktif mobil geniş bant aboneliği sayısı. Son grupta ise a) Yetişknlerde okur-yazarlık oranı, b) Orta eğitim düzeyinde okullaşma oranı, ve c) Yüksek öğrenimde okullaşma oranı.

Fotograf: http://www.artelys.com/en/solutions/telecommunication

Söz konusu örgütün en son istatistiklerine göre Türkiye 2015 yılında dünya sıralamasında 69. sırada bulunuyor. Özellikle 5G teknolojisinin test edilmekte olduğu ve 2020 yuılına kadar 5G’nin yaygınlaşmasının beklendiği bir zamanda Türkiye’nin bu yerinin gelecek için hiç de ümit vermediğini görmek gerekir. 2010 yılında 67. sırada iken 5 yıl sonra iki sıra geriye gitmek, Türk hükümetlerinin bilişim konusunu ve bilişim teknolojilerini yeterince ön planda tutmadığını, bu konuda ciddi bir vizyon eksikliği içinde olduğunu gösterir.

Çağımızın bilişim çağı olduğu ve bilişimin hayatın her alanına gitgide artan bir hızla nüfuz ettiği düşünülürse, bu konuda dünya birincisi olan Kore’den dersler alınmasını tavsiye etmekten başka bir tavsiyemiz olamaz.

21 Şubat Dünya Anadil Günü

Bugün, başlıktan da anlaşılacağı üzere, Dünya Anadil Günü. 1999 yılında UNESCO Genel Kurulu tarafından ilan edilen Dünya Anadil Günü, 2000 yılından bu yana her yıl dünyadaki kültür ve dil çeşitliliğini desteklemek amacıyla kutlanmakta.

Anadilin kültürel varoluş açısından önemi yadsınamaz. Anadillerin korunması sadece bu çeşitliliği korumak açısından değil, aynı zamanda insanlığın kültür mirasını sürdürebilmesi bakımından da kritik önem arzeder. Azınlıkların anadillerini özgürce kullanabilmeleri ve anadillerinde eğitim görebilmeleri, eğitimde yüksek kaliteyi sağlayacak unsurlardan biri olup sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde özellikle dikkate alınması gereken bir olgudur. Azınlıkların anadillerini serbestçe kullanabilmeleri ve kendi dillerinde eğitim görebilmeleri, demokratik ve barışçıl bir dünyanın oluşturulmasında da rol oynayacak faktörlerden biridir. Eylül 2015’te Birleşmiş Milletlerin belirlediği ve kabul ettiği Sürdürülebilir Kalkınma için Global Hedefler’inin fakirliğe ve eşitsizliklere son vermek gibi hedeflerine varabilmek için benimsediği 17 hedeften bir kısmının doğrudan anadille ilişkisi açıktır. Diger bazı hedeflerde ise dolaylı bir öneme sahip olan anadil özgürlüğünün korunması için BM programına imza atmış olan ülkelerin bu konuda samimi davranmasını beklemek, dünyadaki herkesin en doğal hakkıdır. Barış, demokrasi ve özgürlük, kalkınma ve adalet gibi kavramları söylemlerinden eksik etmeyen yönetimlerin ve politikacıların samimiyeti, anadiller konusundaki tavırlarlarından rahatlıkla ölçülebilir.

Anadillerin yok olması sadece yerel kültürlerin yok olması demek değil, aynı zamanda insan olarak varoluşumuzun temellerinin yıkılması demektir; uygarlığın ilerleme potansiyelinin dumura uğramasıdır. Bugün dünyada mevcut olan ve ne yazık ki içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda kaybolup gitmesi ihtimali yüksek olan 7000 dil, insanlığın önünde duran bir engel değil, kendisinden daha fazla kullanılmayı bekleyen bir hazinedir.

Dijital Çağın Gerektirdikleri

Kısa süre önce Millî Eğitim Bakanı Fikri Işık, ilkokul ve ortaokullarda kodlama dersleri konacağını açıklayınca bunun ne kadar gecikmiş fakat yerinde bir karar olduğunu düşündüm.

Son birkaç yıldır A.B.D. ve İngiltere’de de tartışılan bir konu olduğunu bildiğim için birkaç noktayı yazmakta fayda görüyorum.

Epey bir süredir üniversite hayatı içindeyim ve öğrencilere (gerek lisans ve gerekse lisansürtü düzeylerde) ödevler verdiğimde bazen en basit bazı ödevlerde dahi işin içinden çıkamadıklarını görüyorum. Örneğin bir tablolama programını bile kullanamadıklarına ya da bir güçlükle karşılaştıklarında neyi nasıl araştıracaklarını bilmediklerine, popüler bir ofis programından başka pek bir uygulama tanımadıklarına şahit oluyorum. Bilgisayarların ve otomasyon sistemlerinin hayatın her alanına nüfuz ettiği bir çağda, bilgisayar ve benzeri teknolojilerle iç içe büyüyen, elinden cep telefonunu düşürmeyen, hatta bilgisayar başında saatler geçiren bir neslin böyle bir acemilik içinde olması karşısında hayret etmemek mümkün değil.

Bu da gösteriyor ki, Türk eğitim sisteminde bu konu yeterince ve doğru bir biçimde ele alnmıyor. Gerek ABD’de ve gerekse İngiltere’de kabul edildiği üzere, 21. yüzyılda ülkelerin refahı bilişim ve teknolojiye dayalı becerilerin geliştirilmesiyle olacaktır. Bu nedenle de bilgisayar okuryazarlığından dijital okuryazarlığa geçmek, gerekli becerilerin kazanılması ve çağın gerektirdiği yaratıcılığın beslenmesi için acilen uygulamaya konması gereken bir konu olarak dikkati çekiyor. Yeni nesilleri söz konusu becerilerle yetiştiremeyen bir Türkiye’nin fazla yol alamayacağını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla, Millî Eğitim Bakanlığının bu kararı hayata geçirilirse doğru bir adım atılmış olacaktır.

Crisis with Russia

The downing of a Russian fighter-bomber on Nov 24 along the Turkish-Syrian border is considered by many observers as an act of war. The Russian administration, claiming that their SU-24 never violated Turkish air space, called the incident “a stab in the back.” While the USA, France and NATO seem to back Turkish claims that Turkey has the right to defend its territorial rights, Russia has immediately proceeded to impose economic sanctions on Turkey, ranging from a ban on Turkish imports to visa restrictions.

Kremlin’s tough and unwavering stance will certainly have an impact on Turkish economy. For example, in 2014 the number of Russian tourists that came to Turkey reached 4.5 million. This amounts to almost 4 billion dollars in revenue, comprising a major portion of Turkey’s earnings from foreign visitors. Leaving aside Turkey’s dependence on Russia for its natural gas, another critical issue that needs to be resolved, its exports are likely to plummet if the Russians stick to their words. In 2013, Turkey’s exports to Russia were in excess of $7 billion, making it one of its major export partners.

en_visualize_explore_tree_map_hs92_export_tur_rus_show_2013
Turkey’s Exports to Russia (2013)

On the other hand, Turkey imports from Russia mostly petroleum products, raw aluminium, scrap metal, various chemicals and wheat. The value of total imports from Russia exceed $14 billion, more than 30% of which being refined petroleum.

en_visualize_explore_tree_map_hs92_import_tur_rus_show_2013
Turkey’s Imports from Russia (2013)

It is clear that in the short-term both Turkey and Russia are likely to lose from the current stand-off. It needs to be emphasized, however, the reckless foreign policy of Turkey does not serve Turkey’s long-term interests; neither does it serve peace in the region.

Data source: AJG Simoes, CA Hidalgo. The Economic Complexity Observatory: An Analytical Tool for Understanding the Dynamics of Economic Development. Workshops at the Twenty-Fifth AAAI Conference on Artificial Intelligence. (2011)

 

November 2015

This year in November the weather in Istanbul has been quite warm – unusually so. Whether it is due to the hotly debated climate change/global warming or it is simply because we are having a warmer November is beyond my pale. The political climate is certainly reaching the boiling point but that is not what I intend to show here, although I am very much tempted to do so. The United Nations Climate Change Conference started in  Paris, and some of the leaders have already made striking statements, indicating the imminence of taking serious measures such as the use of sustainable technology, energy efficiency and innovation. We will have to wait and see, however, if the participants can reach a binding and universal agreement on climate.

In a previous post, “Climatic Anomalies“, I had shown the increasing global temperatures. Given the anomalies that are reported and the Conference being held, I researched the average temperatures in Istanbul. According to the State Meteorological Office mean temperature in November between 1950 and 2014 was 7 degrees Celsius, mean maximum temperature 12.8 degrees and mean low 2.4 degrees Celsius.

Maximum, mean and minimum temperatures in Istanbul (November 2015)
Maximum, mean and minimum temperatures in Istanbul (November 2015)

This year, however, mean temperature has been 14.17 degrees Celsius, mean maximum temperature 17.13 and mean low temperature 11.27 degrees Celsius. The chart below shows the course of temperatures throughout the month of November.

Temperature fluctuations - November 2015
Temperature fluctuations – November 2015

Given that in many countries total carbon dioxide emissions and per capita emissions have increased in the last couple of decades, and in the face of empirical data, we seem to have good reasons to worry about global warming and its devastating consequences, as already stated by some of the conference participants.

 

What It Takes To Be an Outstanding Leader: Kemal Atatürk

Books on leadership abound in political science literature. However, I am not going to delve into those murky waters; instead, on this day of the 77th anniversary of his death, I will briefly explain, in appreciation for what he carved out of a devastated empire, why Mustafa Kemal Atatürk was a truly remarkable leader and a statesman that has been revered by many politicians and statesmen in the world.

First of all, Mustafa Kemal was not  simply a well-trained officer, a successful commander or a politician, he was truly a man of vision, a man who could not only dissect the problems of  his age as skillfully as a master surgeon, but could also see far beyond his times and pinpoint the kinds of social and political problems his country could possibly face under certain conditions. In his case this was not only a matter of having some inborn talent, but something he quite obviously nurtured over his tumultuous and short life. His interest in social, political and scientific realms had almost no limits, making him an avid reader who kept reading, taking notes and pondering about world politics, about the ills of the decaying Ottoman Empire, and about the possibilities that the future might have in store for the Turkish nation he was trying to forge. How can one have vision unless one’s powers of imagination are nurtured with intellectual pursuits?

Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk

Secondly, Mustafa Kemal was a man of calculation. He was no mere adventurer or fanatic that led his people to catastrophic ends. Unlike some others, he set realistic goals in his effort to serve his people, and thanks to his decisiveness and superior organizational skills, he succeeded in attaining them. This certainly requires rational thinking, a firm grasp of  world politics and also a solid understanding of history, all of which he did possess.

Last, but not least, he always knew at what point to stop. He knew what could be possible under the circumstances. He was not a daydreamer, a romantic adventurer or a utopian that acted on ill-considered ideas. Rational thought and calculation, in other words, science was his true guide as he came to express this to his nation in 1924.

Today many half-baked intellectuals look down upon Mustafa Kemal Atatürk, call him a benign dictator (inspired by their Anglo-American masters), and some even go as far as blatantly denigrating him, not realizing that had it not been for his anti-imperialist stance and politics bringing about the formation of a modern republic, they would have become mere colonial subjects within the imperial schemes of the age. However, this kind of attitude that feeds upon sheer ignorance only goes to indicate how great a mind he was that the nation he skillfully crafted under highly adverse conditions has had many achievements in 92 years.

In short, what needs to be done to indicate our gratitude for Atatürk’s heroic efforts for his land and people is to avoid cliches in commemorating him, and to emphasize his greatest professional, personality and moral characteristics without falling into banality.

Tough Road Ahead

Despite the increasing liberalization of its economy since the 1980s, presented as a reform by the ideologues of neoliberalism and by market fetishists alike, Turkish economy still suffers from serious structural problems, which continue to render the economy highly fragile.

As often stated, the manufacturing sector mostly produces commonplace (one might argue mediocre)  goods that have low value-added, not generating the wealth that would be expected in a thriving liberal economy. One of the problems that seems to continue over the last few decades is the stagnating level of value-added in the manufacturing sector in general. Another difficulty has been the low levels of savings that are well below the world average. Without adequate savings, economic growth will be difficult to achieve unless the gap is closed with foreign investment or borrowing. Interestingly, investment rates have also been lower than the world average, and the country has been unable to attract high levels of foreign investment (whether this is a good thing or not is beyond this purpose of this article) despite a lot of lip service.

A notable weakness in the economy is the fact that the exports have been dependent on the imports of capital and intermediary goods as well as raw materials.  In spite of a continual increase in exports and the emphasis placed by recent governments on bringing them to “record” levels, the manufacturing sector has not reached the technological efficiency or sophistication that would make the country more competitive.

Data: The World Bank
Data: The World Bank

The exports as a share of GDP were higher than the imports as a share of GDP only in 1988, 1994, 1998, 1999, 2001 and 2002 in the 55-year period ranging from 1960 to 2014. In relation with this, the high level of current account deficit continues to be a problem, even though the official rhetoric tends to disregard it.

Clearly, without a structural transformation, the Turkish economy will gradually lose ground, and the country eventually end up in the lower middle income bracket. Unless critical sectors are specified and strategically supported through a mixture of incentives, Turkey cannot avoid becoming peripheralized. As history shows, an underdeveloped economy without direction based on planning and a necessary level of protectionism cannot generate development.

The governing Justice and Development Party that has been in power since 2002 emerged with a clear victory in the elections of November 1, 2015 and faces a real challenge to overcome in the economic sphere.

Türkçe’nin Kaydı Kuydu

Son birkaç yıldır çalıştığım üniversitede “kayıtlanmak” sözcüğü kullanılır hale geldi. Kulaklarımı fena halde tırmalayan bu kelimenin nereden çıktığını, kimin icadı olduğunu bilmiyorum. Böyle bir kelimenin uydurulmuş olması, üstelik de zaten bu anlamda bir kelime var ve kullanılmakta iken, bana Türkçe’nin gayet isabetli ve bazen taşı tam da gediğine oturtmaya yarayan atasözlerinden birini hatırlatıyor: Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış. Gelin de çıkın işin içinden. Söz konusu kuyuya taş atan deli kimdir, bilemem ancak bu kelime öğrenciler arasında aldı yürüdü. Kayıtlanmak aşağı, kayıtlanmak yukarı..

Kaydolmaya ne oldu?

Her ne kadar son yıllarda kendisine güvenim sarsılmış ise de yaş tahtaya basmamak temkinliliği ile Türk Dil Kurumunun sözlüğüne sarıldım ve kayıtlanmak diye bir zırvalığın olmadığını görüp ziyadesiyle rahatladım.  Ne yazık ki, benim Türkçe bilgimin doğruluğunu teyid etmiş olmam fazla bir şey ifade etmiyor.

Diline zerre kadar saygısı olmayan necip Türk kavmi bildiğini okumaya devam ettiği ve yoluna bu şekilde devam ettiği takdirde günün birinde özünü kaybedip başka bir milletin sultası altına gireceğinden kimsenin şüphesi olmasın. Bir milleti millet yapan, dilinden başka ne olabilir ki? Üniversiteler dahi anadilin kullanılışına özen göstermezse, o ülkenin akıbeti hakkında olumlu düşünmek mümkün olabilir mi? Oraya buraya bayrak dikmekle ve binbir türlü milliyetçi hezeyana kapılmakla iş bitmiyor. Kendi dilini doğru dürüst kullanamayan bir millete yabancı dilde eğitim vermekle de bir yere varılamayacağı anlaşılıyor. Önemli olan, insanın asıl benliğine sahip çıkması ve onurunu bu şekilde korumasıdır. Bunun yolu da kendi diline sahip çıkmak ve onu geliştirmek için çalışmaktır.