Roma Üzerine Notlar

Büyük kentlerde, özellikle de imparatorluklara başkent olmuş veya tarihi ve kültürel önemi olan kentlerde görülecek çok şey olur.  Gidilebilecek her yere gitmek isteseniz buna vakit yetmez çünkü çoğu zaman vakit ve nakit sınırlıdır. Bu nedenle de ziyaret edilecek yerleri sınırlı tutmak, buna karşılık sokaklarda, meydanlarda rahat bir şekilde dolaşıp gezilen kentin havasını soluyarak oranın ruhunu anlamaya çalışmak daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.  Örneğin Vatikan’ı görmek ilginç olabilir fakat bunun için uzun kuyruklarda beklemek bir gezi sırasında kendinizi içinde bulmak isteyeceğiniz en son sıkıntı olsa gerek.

Akşam güneşinde Isola Tiberina (Tiber Nehrindeki ada)
Akşam güneşinde Isola Tiberina (Tiber Nehrindeki ada)

Roma’ya Fiumicino havaalanından trenle gayet ekonomik ve rahat bir şekilde gidilebilir.  Merkezi tren istasyonu (Roma Termini, ya da Stazione Termini), şehrin ortasında ve bunun hemen yakınında otobüs terminalleri bulunuyor.

Roma, yedi tepe üzerine kurulu, fazla yüksek binaların olmadığı, rahat dolaşılabilen caddeleri ve sokaklarıyla ve birbirinden ilginç meydanlarıyla hoş bir başkent.

Roma'nın dar sokakları
Roma’nın dar sokakları

Kentin merkezi noktalarından birindeki Viminal adlı tepede yer alan Diokles Hamamı (Terme di Diocleziano), görülebilecek tarihi yapılardan biri.  Bu, 3. yüzyıl sonu ve 4. yüzyıl başlarında İmparator Diokles onuruna yaptırılmış olan bir hamam.  Roma Garından yürüyerek gidilebilecek mesafedeki bu yapının hemen yakınında Cumhuriyet Meydanı ve bu meydana bakan Santa Maria degli Angeli basilikası bulunuyor. Papa 4. Pius tarafından hamamın inşası sırasında ölen çok sayıda hristiyanın ruhuna hürmeten 16. yüzyılda yaptırılmış olan bu basilika, iç süslemeleri için görülmeye değer niteliktedir.

Gene iç dekorasyonu görülmeye değer diger bir kilise Sacre Coeur Basilikası.  Eğer şanslı bir gündeyseniz basilikanın avlusunda güzel bir konsere denk düşmek de mümkün.

Sant’Ivo alla Sapienza, görülebilecek ilginç kiliselerden bir başkası. Kilisenin yapısı ve diger özellikleri, “hikmet” (sapienza) kavramını yansıtacak şekilde düşünülmüş.  Kilise kompleksinin etkileyici kütüphanesini de görmek gerek.

Sant'Ivo alla Sapienza
Sant’Ivo alla Sapienza

Gardan fazla uzakta olmayan Cumhuriyet Meydanının bir ucundan ünlü Fontana di Trevi’ye yürüyerek gidilebilir.  Sabah erken saatte, ortalık kalabalık olmadan gidip oradaki bir kafede kahve ile croissant yemek ve sonra da aheste bir biçimde çeşmenin etrafında dolaşmak, fotograf çekmek, bence rahat bir biçimde birkaç saat geçirmenin bir yolu.  Ayrıca şunu da not düşmek gerekir: İtalyan çöreklerinin ve croissant’larının ayrı ve çok hoş bir tadı var. Sabah sokaklarda bunların kokusunu duyarak yürümek kolay unutulur şey değil.

Oceanus: Trevi Çeşmesinden detay.
Oceanus: Trevi Çeşmesinden detay.

Roma’ya gidip de Colosseo’yu görmemek olmaz.  Roma’nın sembollerinden biri olarak her yerde fotograflarını gördüğümüz bu bina, insanda adeta dişleri dökülmüş bir ihtiyar, hatta etrafına kötülük saçan bir cadı izlenimi uyandırıyor.  Bu görünüşüyle de insanı ürpertiyor. Binanın insanda uyandırdığı bu tatsız duygular, acaba bir zamanlar burada sevimsiz birtakım işler yapılmış olduğunu bilmekten dolayı bilinçaltımızda oluşmuş bir imgelemin sonucu mudur?  Herşeye rağmen Colosseo’nun görülmesi gerektiğini vurgulamak isterim.

Roma’da da diger büyük kentlerde olduğu gibi etnik çeşitlilik göze çarpıyor.  Kelimenin tam anlamıyla İtalya’nın göbeğinde sokaklarda çok sayıda Afrikalı ve Asyalı mevcut.  Bunların bir kısmı seyyar satıcılık yapıyor, bir kısmı da dükkânlarda ve benzeri yerlerde çalışıyor.  Roma sokaklarında dolaşırken dikkati çeken bir unsur da çeşmelerin bolluğu idi.  Burada sorun yok; ancak çeşmelerin hepsinin şakır şakır boşa akmasına anlam vermek mümkün değil.

Coloseo
Colosseo

Tabii Roma sadece tarihi yapılardan ve kiliselerden ibaret değil. Bu nedenle de görülmesi gereken yerlerden biri Trastevere.  Burası Istanbul’un Ortaköy’ünü andıran bir mekân.  Lokanta, bar ve kafelerle dolu olan Trastevere’nin dar ve parke taşı döşeli sokaklarında dolaşarak gayet güzel vakit geçirilebilir.  Eğer Garı merkez alarak ifade etmek gerekirse, Trastevere biraz uzun bir yürüyüş gerektiriyor.  Fakat bu tür yürüyüşler, zaman zaman yorucu olmakla birlikte gidilen yeri görmek ve yakından tanımak için eşsiz bir fırsat oluşturuyor. Trastevere’de Piazza di Santa Maria’nın (Santa Maria Meydanı) orta yerinde gayet tipik olarak bir çeşme var.  Çeşmeyi çeviren basamaklarda bîmekân kimseleri görmemek mümkün değil.  Bu kimseler genellikle köpekleriyle birlikte bu tür yerlerde veya sokaklarda, parklarda yatıp kalkıyor.

Coloseo: İç mekân
Colosseo: İç mekân

Trastevere’nin hemen yakınındaki Botanik Bahçesini gezmek de gezi programına eklenebilir.  Burada daha çok Akdeniz iklimine mahsus bitkiler olmakla birlikte (ve bu da Türkiye’den giden biri için çok ilginç olmayabilir), gezilebilecek hoş bir yer.

İhmal edilemeyecek noktalardan biri yiyip içme olduğundan bu konuda da birkaç not düşmek gerek: Roma’da lokanta fiyatları gayet uygun.  Istanbul ile karşılaştırılacak olursa, daha da ucuz olduğunu teslim etmek gerekir.  Bir spagetti ile salatayı yaklaşık 17-18 karşılığında yiyip doyabilirsiniz.  Porsiyonlar ufak olmadığı için paranızın karşılığını almış olursunuz.  Çoğu zaman lezzetli bir pizza ile bir bardak şarap 13-14 euro’yu geçmeyecek bir fiyata maloluyor.  Bu da gayet makul.  Verilen şarap “house wine” olmakla birlikte genellikle gayet rahat içilebilen bir şarap oluyor. Gelir düzeyinin daha yüksek olduğu bir yerde herhangi bir şeyi Istanbul’dakinden daha ucuza ya da en fazla aynı fiyata alabiliyorsanız, gittiğiniz o yer ucuz demektir.

Müzisyen: Kent meydanlarındaki eğlenceli hayata örnek.
Müzisyen: Kent meydanlarındaki eğlenceli hayata örnek.

Roma’da her yere yürüyerek gitmek mümkün olmayabilir.  Bu nedenle bir “Roma Pass” almakta fayda var.  Bununla otobüse ve metroya binmek, müzeleri gezmek mümkün.  Örneğin, Colosseo’ya metroyla gidip gelmek gayet kolay.  Otobüsle de pek çok yere ulaşılabiliyor.  İyi bir harita, biraz sağduyu ve biraz pratik zekâ ile halledilemeyecek bir şey yok.

Navona Meydanı.
Navona Meydanı.

Istanbul’da yaşayan biri için Roma, insanda küçük bir şehir hissi uyandırıyor.  Istanbul’un devasa ve artık başedilmesi mümkün olmayan kalabalığı ve gürültüsünden sonra Roma gibi muhteşem binalar ve pek çok tarihi eserle dolu büyük bir şehir bile insana adeta kasaba hissi veriyor.  Roma ‘da dolaşırken ne yazık ki yer yer idrar kokusu duymamak mümkün değil.  Nitekim, güpegündüz, insanların doğal ihtiyaçlarını sokakta karşıladığına tanık olabiliyorsunuz! Umumi tuvalet diye bir şeyin olmaması mıdır bunun nedeni acaba?  Sokaklarda önemli sayıda dilenci, sarhoş ve evsiz barksız insan görmek, (kapitalist dünyada) bütün büyük kentlere mahsus bir sefalet olsa gerek.

Castel Sant'Angelo
Castel Sant’Angelo

Sabahın erken bir saatinde Castel Sant’Angelo’ya giden köprü üzerinde yere eğilmiş dilenen bir kadın, ya da bir ara sokakta kenara serdiği bir çulun üzerinde köpeğiyle yanyana oturan bir adam, son derece çarpıcı ve dramatik bir tablo oluşturuyor.

Kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri Piazza Navona.  Burası büyük bir meydan.  Meydanın bir yanında bulunan muhteşem bina Brezilya Büyükelçiliği.  Diger pek çok meydanda olduğu gibi burada da kafeler ve lokantalar var ve bunlardan birinde oturup bir aperitif içerek veya güzel

Coloseo'nun civarından görüntü.
Colosseo’nun civarından görüntü.

bir yemek yiyerek gayet hoş vakit geçirilebilir.  Bir lokantada bir taraftan kemal-i afiyetle pizzanızı yer ve şarabınızı yudumlarken diger taraftan etraftaki insanların atraksiyonlarını – müzisyenler, ressamlar, ilüzyonistler, ve saire – seyretmek hoşça vakit geçirmek için iyi bir alternatif.

Coloseo civarından görüntü.
Colosseo civarından görüntü.

Okur yazar kimseler olarak görmek isteyebileceğiniz yerler arasında kitapçılar da olabilir.  Bütün kitabevlerini keşfedecek fırsatım olmamakla birlikte Mel, Libreria Croce ve La Feltrinelli’yi tavsiye edebilirim.

In vino veritas.
In vino veritas.

Roma yer yer dar sokaları, caddeleri ve meydanlarıyla güzel ve görülmesi gereken yerlerden biri.  Doğu Roma İmparatorluğunun başkentinden Batı Roma’nınkine gitmek ise pek çok bakımdan ayrıca ilginç.

 

Advertisements

Alternatif Tatiller: Brno

Çek Cumhuriyeti dendiğinde akla ilk gelen herhalde Prag ve biradır. Bunun böyle olmasında haklılık payı yok değil ancak ben orta Avrupa’nın bu güzel ülkesine farklı bir noktadan bakmak istiyorum.

Çek Cumhuriyeti, Avrupa’nın Moravya ve Bohemya kültür alanlarında yer alan bir ülke. Türkiye’den Çek Cumhuriyeti’ne gitmek gayet kolay. Doğrudan Prag’a gitmek mümkün olmakla birlikte Viyana’ya gidip oradan da tren veya otobüsle Brno’ya gidilebilir.

Brno’ya Viyana Schwechat havaalanından Student Agency (adı böyle olmakla birlikte herkese açık) otobüsleriyle yaklaşık 2-2,5 saatte rahat bir yolculuk yaparak gidilebiliyor. Wien (Viyana) Meidling istasyonundan trenle 2 saatlik rahat bir yolculuk yapmak da ayrıca zevkli. Brno tren istasyonu kent merkezinden yürüyerek 20 dakika kadar uzakta olduğu için hafif yükle seyahat edenler, gidecekleri otele, çok uzakta olmaması kaydıyla, yürüyerek de gidebilir.

Brno’nun bir başka avantajı da Orta Avrupa’nın diger bazı önemli şehirlerine yakın olması. Viyana’dan zaten bahsettim. Diger kentler ise Ostrava, Slovakya’nın Avusturya sınırındaki Bratislava, Budapeşte, ve Polonya’da Kraków ile Katowice. Çemberi biraz daha genişletecek olursak bu listeye Graz, Munich ve Dresden’i de ekleyebiliriz.

Brno, Çek Cumhuriyeti’nin (Česká republika) ikinci büyük kenti. Nüfusu yaklaşık 400,000 olan Brno, orta Avrupa’yı gezmek isteyenlerin (nisbeten ekonomik) tatil planlarının merkezi olabilecek bir yer. Görülecek pek çok müzesi, tiyatroları ve tarihi binasıyla Brno göz ardı edilmeyecek bir kent.

Bruno'nun Spilberk Şatosundan görünüşü
Bruno’nun Spilberk Şatosundan görünüşü

13. Yüzyıldan kalma Špilberk Şatosu (Hrad Špilberk), 17. yüzyıldan itibaren kale ve hapishane olarak kullanılmış olup kentin tepelerinden birinde yer alan, mutlaka görülmesi gereken tarihi değerlerden biri. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde siyasi tutukluların konduğu hapishanede kullanılan işkence aletlerini görmek, hücrelerde kullanılmış olan eşyayı ve mahkûmların nasıl idam edildiğini temsil eden enstalasyonları incelemek gayet ilginç. Şatonun bulunduğu havadar tepeden kentin panoramik manzarasını seyretmek ve buradaki ufak bir kafede oturup güzel Çek birası yudumlayarak günün yorgunluğunu atmak ve daha sonra yürüyerek tepeden kente inmek, güzel vakit geçirmek için iyi bir seçenek.

 

Špilberk Şatosu
Špilberk Şatosu

Ölü kemiklerinin saklandığı ve Paris’tekinden sonra Avrupa’nın ikinci büyük “kemikhanesi” olan Brno kemikhanesi de görülebilecek yerlerden biri. Böyle bir yeri ziyaret etmek fikri herkese hitap etmeyebilir fakat gene de tavsiye etmekten kendimi alamayacağım çünkü burayı görmek, edebî hayal ufukları geniş olanlara ilham kaynağı dahi olabilir.

Muhafaza edilen kemik ve kafatasları
Muhafaza edilen kemik ve kafatasları

Görülecek bir diger yer de tanınmış Alman mimar Mies van der Rohe’nin modernist tarzda inşa ettiği üç katlı, betonarme bir villa olan Villa Tugendhat. 1928-30 yıllarında inşa edilen bu bina, Avrupa’da modernist mimarinin ilk örneklerinden olup sembolik bir öneme sahip ve UNESCO’nun kültür mirası listesinde yer alıyor. Mesleği mimarlık olanların görmek isteyeceği binalardan biri bu olabilir.

Çek Cumhuriyeti’nin ikinci büyük ve Moravya’nın da en büyük müzesi olan Moravya Müzesi de Brno’da. Oldukça büyük bir koleksiyona sahip müzeyi her ziyaret edişinizde birbirinden etkileyici eserleri seyrederek saatler geçirebilirsiniz. Müze girişinde yer alan mağazada sanatla, müze koleksiyonlarıyla ilgili kitap ve kataloglar ile bazı hatıra eşya mevcut.

St. Thomas Kilisesi ve Moravya Galerisinin bulunduğu Moravya Meydanı (Moravské náměstí), kentin en büyük meydanı olup oldukça merkezî bir yerde. Burada, 30 yıl savaşlarının sürmekte olduğu dönemde, 1645 yılında 28000 kişilik İsveç ordusuna karşı 1475 kişinin Brno’yu kahramanca savunmasına ithafen yapılmış bir de rölyef dikkati çeker. Kanlı ve çalkantılı Avrupa tarihini okuyanlar için bu küçük anıt, Vestfalya Antlaşmasına giden yolu hatırlatacağı gibi İsveç Krallığının Orta Avrupa’ya kadar uzanan yayılmacı politikalarının ve bu politikalar sonucunda bazı küçük devletlerin nasıl hızla mutlakiyetçi birer monarşiye dönüştüğünü de hatırlatacaktır.

Kuşatmaya dair
Kuşatmaya dair

Moravya Meydanından yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde ise Özgürlük Maydanı (Náměstí Svobody) var. Özgürlük Meydanı, trafiğe kapalı olan merkezi alışveriş alanı içinde yer alıyor. Burada sık sık konser ve sergi gibi kültür etkinlikleri düzenleniyor. Yürüyerek yapılacak şehir turları sırasında bu meydandaki bankolardan birine oturup soluklanmak mümkün. Bu meydanda ilgi çeken bir diger unsur ise Brno Saati. Bu, 6 metre yüksekliğe kadar çıkan, mermi biçiminde ve granitten yapılma bir saat. Yapımı üç yıl süren,12 milyon koronaya malolan ve 2010’da açılışı yapılan bu saat, her gün saat 11:00’de orkestral bir tarzda çanlarını çalmakta. Saat 11:00’i çaldığı zaman anıt saatin üzerindeki birkaç yuvanın birinden bir cam bilye ortaya çıkar. Elini çabuk tutan ya da tesadüfen bilyenin görüneceği yuvaya yakın duran bir kimse, bu bilyeyi alıp hatıra olarak saklamak hakkına sahip. Ancak, burada el çabukluğu marifet. Aksi takdirde bilye, saatin gövdesine geri gidiyor. Neden saat 11:00’de olduğuna gelince, bu da yukarıda bahsettiğim tarihi kuşatmaya atfen yapılmış bir ayarlama. Söylendiğine göre, Brno halkının kahramanca savunması karşısında kuşatmada başarılı olamayan İsveçli general Lennart Torstenson, nihayet bir gün Brno’nun saat 12:00’ye kadar düşmemesi halinde ordusunu geri çekeceğini beyan eder. Bunu haber alan Brnolular da bir an önce bu belâdan kurtulmak için çanları bir saat erken çalarlar ve böylece kuşatma sona erdiği gibi, öğlen çanları da bundan sonra saat 12’de değil, 11’de çalmaya başlar. İsveçli general sözünde durur ve geri çekilir. Bugün petrov Katedrali bu geleneği sürdürüyor. Yerel kuvvetlere komutanlık eden Jean-Louis Raduit de Souches, St. James kilisesinde yatıyor.

Brno saati (Brněnský orloj)
Brno saati (Brněnský orloj)

Kentin en belli başlı meydanlarından biri de eski belediye binasının bulunduğu pazaryeri meydanı. Bu meydanda Barok tarzda ve 17. yüzyılda inşa edilmiş Parnas Çeşmesi bulunuyor. Her gün kurulan pazarda ise esas olarak sebze, meyve ve çiçek satılıyor. 13. yüzyıldan beri kurulan pazarın etrafında Barok tarzda binalar bulunuyor ve meydan bu özellikleriyle fotograf çekilebilecek ilginç noktalardan birini oluşturuyor. Pazarda satılan malların fiyatı gayet makul olup buradan birşeyler alıp atıştırarak karın doyurmak da mümkün. Bu meydanın bir diger özelliği ise bulunduğu yerin altında labirentler olmasıdır. Yüzyıllar önce inşa edilmiş olan bu labirentler, vaktiyle gıda maddelerini saklamak, bira ve şarap yapmak için kullanılıyormuş.

Pazaryeri ve Parnas Çeşmesi
Pazaryeri ve Parnas Çeşmesi

Her zaman gidip oturulabilecek parklar, dinlenmek veya ferahlamak için cazip birer alan. Lužánky Park, sabah erken saatte yürüyüş yapmak veya koşmak isteyenler için gayet hoş bir ortam. Bu park, Moravya Meydanından yaklaşık 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde.

Kentte pek çok kafe, lokanta ve bar mevcut. Bunların pek çoğunda gayet makul fiyata yiyip içmek mümkün. Bira gayet bol ve kolay vazgeçilemeyecek, hatta insanın içmeye doyamayacağı kadar güzel. Benim favorim, kentin merkezî alışveriş alanında bulunan Stopkova Plzeňská Pivnice. Pilsner Urquell lager içebileceğiniz bu pub’ın gayet hoş ve insanı cezbeden bir atmosferi var. Oldukça rağbet gören bu pub’da servis düzgün, ortam güzel ve fiyatlar da son derece makul.

Burada anlatmak istediğim, Brno ile ilgili her şeyi açıklamak değil. Sadece, başta da belirttiğim gibi, Çek Cumhuriyeti’ne (bunu Orta Avrupa olarak da düşünmek mümkün) yapılabilecek ekonomik bir gezi hakkında fikir vermek idi. Büyük kentler ve turizm merkezi diyebileceğimiz yerlerde çoğu zaman gürültü ve kalabalık, insanı rahatsız eden boyutlara varabiliyor. Tanınmış müzelere ya da galerilere girebilmek için uzun kuyruklarda beklemek gereken yerler var. Daha az bilinen ya da popülaritesi fazla olmayan yerlerde gezmek ise hem daha dinlendirici, hem daha ekonomik, hem de en az tanınmış yerler kadar bilgilendirici ve ilginç olabiliyor. Bu tür gezilerde gittiğiniz yeri daha iyi tanıma fırsatınız da oluyor çünkü fiyatlar da dahil olmak üzere her şey daha otantik oluyor.

Alternatif Tatiller: Albir

Kışın yurtdışında tatil yapmak ya da birkaç günlüğüne kafa dinlemek için sakin bir yerlere gitmeyi ama ılıman bir yerlerde dinlenmeyi düşünüyorsanız, İspanya’da Alicante yakınlarındaki Albir, iyi bir seçenek olabilir.

Albir, daha çok kuzey Avrupalılar’ın oturduğu küçük ve sakin bir yerleşim. İspanya’nın Costa Blanca olarak anılan sahilinde gürültüden uzak, düzgün ve fiyatların uygun olduğu bir yer. Kuzeyinde, otobüsle 1 saat 45 dakikada gidilen Valencia, güneyinde Alicante’nin bulunduğu bu ufak kentte ihtiyacı karşılayacak kadar süpermarket ve mağaza bulunuyor.

Albir'de deniz kıyısı boyunca uzanan kordon (Paseo de las Estrellas), özellikle sabah erken saatte ve akşamüstü yürüyüşleri için ideal.
Albir’de deniz kıyısı boyunca uzanan kordon (Paseo de las Estrellas), özellikle sabah erken saatte ve akşamüstü yürüyüşleri için ideal.

Şarap sevenler için süpermarket raflarında gayet ucuz fakat zevkle içilebilen şarap her zaman mevcut. Daha da meraklısı, La Bodega del Albir’de her türlü zevk ve keseye hitap eden daha bol şarap çeşidi içinden seçimini yapabilir.

Albir'deki mimari örneklerinden.
Albir’deki mimari örneklerinden.

Albir’in en hoş vakit geçirilebilecek yerlerinden biri, sahildeki kordon. Burada promenad yapmaya müsait düzgün bir yaya yolu olan Paseo de las Estrellas, sahil boyunca kuzeyde, birkaç kilometre ötedeki Altea’ya kadar uzanıyor. Sahil boyunca uzanan bu kaldırımın bir yanında masmavi mare nostrum, öbür yanında ise dar bir yol ve yol boyunca dizilmiş kafeler, lokantalar var.

Albir’in oldukça geniş ve cazip bir plajı var. Mavi Bayraklı olan plajın yazın dolup taşıyor olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Gayet geniş ve güzel bir plaj, birkaç kilometre güneydeki Benidorm’da da mevcut. Kışın güneşli havalarda plaja sandalyesini atıp güneşlenenleri görmek mümkün.

Albir’de kıyı boyunca yürümek ve Akdeniz’in adeta sonsuza kadar uzanan ufkuna bakmak, yörenin tertemiz havasını solumak, son derece dinlendirici ve rahatlatıcı. Sahilin bittiği ve çapa biçimindeki anıtın bulunduğu yerde her sabah erken saatte bir grup insan, müzik eşliğinde yoga yapıyor. Kıyı boyunca yürüyüş yapanlar, koşanlar ve köpeğini gezdirenler de sayıca az değil.

Sabah erken saatte müzik eşliğinde yoga seansı.
Sabah erken saatte müzik eşliğinde yoga seansı.

Albir’de emlâk piyasasının oldukça hareketli olduğunu, emlâkçı sayısından ve vitrinlere konmuş ilanlardan anlamak mümkün. Kuzey Avrupalılar’ın bir kısmı burada yerleşik olarak yaşıyor, bir kısmı da ikinci konut sahibi olarak yılın bir kısmını burada geçiriyor. Çoğu 65-70 yaşın üzerinde olan bu kimseler, besbelli ki, emekliliklerini Albir’in sakin ve temiz ortamında geçirmekten memnun. Burada sayıca hiç de az olmayan kuzeylilerin kendilerine özel klinikleri, okul ve kiliseleri de var.

Albir'de pazar günleri kurulan açık hava pazarı.
Albir’de pazar günleri kurulan açık hava pazarı.

Albir’de döner kebaptan Çin, Hint ve Japon mutfağına kadar pek çok tür damak zevkine hitap eden lokanta bulmak mümkün.

Fener civarındaki dağda ilginç oluşumlar görmek mümkün.
Fener civarındaki dağda ilginç oluşumlar görmek mümkün.

Ulaşımın da oldukça rahat olduğu söylenebilir. Belediye otobüsleri ile Benidorm, L’Alfas del Pi ve Altea gibi yakındaki yerleşimlere ulaşmak gayet kolay ve ekonomik. Kışın nüfusun nisbeten az olması dolayısıyla fazla trafik gürültüsü de olmadığından Albir kısa bir tatil için gayet müsait bir ortam oluşturuyor. Alicante’den trenle başka yerlere gitmek mümkün. Fiyatlar makul ve trenler de rahat ve temiz. Albir ile Alicante arası 48 km, Alicante havaalanı ile Albir arası ise 58 km.

Albir’in tarihi Roma dönemine kadar uzanmaktadır. 2009 yılında bulunan bir mezardan çıkarılan bir çocuk tabutu, önemli arkeolojik bulgulardan biri olarak ilgi çekmiş. Daha sonra bir yeraltı ısıtma sistemi (hypocaust), su depoları ve başka bazı bulgulara rastlanması, burada önemli bir yerleşimin bulunmuş olması ihtimalini güçlendiriyor. Daha sonraki yüzyıllarda Arap işgali ile birlikte burada önemli bir tarım üretimi başlamış.

Albir’de yapılabilecek en bariz şeylerden biri, mevsim yaz ise denize girmek ve bol bol güneşlenmek olabilir fakat ben kışın nasıl vakit geçirilebileceğini anlatacağım.

Benidorm'un plajı kışın bile insanı çeken bir güzellikte.
Benidorm’un plajı kışın bile insanı çeken bir güzellikte.

Seçeneklerden biri, yakındaki Benidorm’a gidip kıyıdaki kordonda dolaşmak ve denize nazır bir kafede veya lokantada oturup güzel bir yemek yemek olabilir. Benidorm’un ne yazık ki bundan başka fazla bir cazibesi olduğu söylenemez. Yüksek binalarla ve gökdelenlerle dolu bu kentin denizinden ve son derece geniş ve güzel kumsalından başka pek de ilginç bir tarafı ne yazık ki yok.

Benidorm, denize girmek ve güneşlenmek isteyenler için cazip bir seçenek.
Benidorm, denize girmek ve güneşlenmek isteyenler için cazip bir seçenek.

Bir diger ve daha ilginç alternatif ise, Albir’den 25 km kadar uzaktaki Guadalest köyüne gitmek olabilir. Bu köy, 8. yüzyılda Araplar tarafından oluşturulmuş olup bugün sarp bir kayalık üzerinde bulunan kalesi, bölgeyi gözetlemek ve kontrol altında tutmak amacıyla inşa edilmiş. Bu kalenin, köyün en ilginç ve görülmeye değer yönlerinden biri olduğu, şüphe götürmez. Vaktiyle Arapların oturduğu evleri görmek de bir diger ilgi çekici unsur.

Albir’den o kadar dahi uzaklaşmak istemeyenler için sadece birkaç kilometre uzakta, gerek otobüsle ve gerekse kıyıdan yürüyerek gidilebilecek olan Altea, bir diger hoş seçenek.

Altea, denize nazır bir tepede kurulmuş olan bir köy. Aşağıda, deniz kenarında ise köyün daha modern ve apartman tarzı binalarla dolu kısmı var. Burası, Altea’nın tatil ve eğlenceye dönük kısmı. Denizin hemen yanındaki bu kısımda lokanta ve barlar, yiyip içme ihtiyacını fazlasıyla karşılıyor. Ancak, bu kentleşmiş köyün esas ilginç ve çekici olan kısmı, tepedeki esas yerleşim. Buraya dik sokaklardan, merdivenlerden çıkarak varılabiliyor. Arada durup dinlenebileceğiniz ve aşağıdaki manzarayı seyredebileceğiniz teras tarzı yerler de mevcut. Tepeye vardığınızda kendinizi köy meydanında buluyorsunuz. Meydanda bir köy kahvesi ve bir de kilise var. Köy meydanı havadar bir yer. Burada açık havada oturup bir bira ya da kahve içmek insana büyük bir zevk veriyor. Meydana çıkan dar sokaklara dalıp köyün sakin ortamında dolaşmak da ayrı bir zevk. Bu dar sokaklardan birinde Rico ve Nuno’nun küçük ve mütevazı görünümdeki atelyesinden alacağınız bir yapıt, Altea’dan hoş bir anı olarak evinizin duvarını süsleyebilir. Bu tipik Akdeniz köyü, gerek manzarası, gerek lokanta ve kafeleriyle ve gerekse otel ve pansiyonlarıyla turistler için sakin ve ekonomik bir alternatif.

Altea'nın tipik sokaklarından biri.
Altea’nın tipik sokaklarından biri.

Albir ya da Altea’da kalanların bir seçeneği de Albir’deki deniz fenerinin bulunduğu tepeye yürüyerek çıkmak. Burası denizden 110 m kadar yükseklikteki bir tepe. Fener, sarp bir kayalık üzerine 1863’te inşa edilmiş.

Altea'nın dar ve yokuş sokaklarından biri.
Altea’nın dar ve yokuş sokaklarından biri.

Fener ve buraya çıkan yol, çam ormanı ve maki tarzı bitkilerle dolu bir Serra Gelada doğa parkının içinde yer alıyor. Bitki örtüsü çam ağaçları, Avrupa’ya özgü bir palmiye türü olan chamaerops humilis, sakız ağacı, orkide çeşitleri ve pek çok gölge bitkisinden oluşuyor.

Fenere çıkan yol, hiking için güzel bir fırsat.
Fenere çıkan yol, hiking için güzel bir fırsat.

Buradaki bazı kayalarda 100 milyon yıl kadar önce yaşamış bazı deniz canlıların fosilleri de bulunuyor. Bugün bu bölgede 50 tür balık bulunuyor; Akdeniz bölgesinin sadece bu kısmında yetişen bazı bitki türleri mevcut.

Fener
Fener

Bu bölgedeki koylar, Benidorm ve l’Olla adaları, 16-18. yüzyıllarda Berberi korsanların saklandıkları yerler imiş. Tepede fenerin hemen yakınında bulunan gözetleme kulesi kalıntıları da buralara dadanan korsanları gözetlemek amacıyla yapılmış. Kalenin kulesi Bağımsızlık Savaşı (1808-14) yıllarında tahrip olmuş fakat kalıntıları halen görülebiliyor.

Albir ve Roldan'ın Dilimi
Albir ve Roldan’ın Dilimi

Bu tepeden bakıldığında karşıda, 1406 m yüksekliğinde, bu bölgenin en yüksek ikinci dağı olan Puig Campana dağı görülüyor. Bu dağın bir özelliği, ilginç bir söylenceye konu olması. Bu söylenceye Roldan’ın Dilimi deniyor çünkü dağın tepesinde, bıçakla bir dilim düzgünce kesilip alınmış gibi bir oluşum var. Roldan, Franklar’ın kralı Şarlman’ın komutanlarından biridir. Roldan bu bölgeye gelir ve burada bir bakireye aşık olur. Fakat Roldan lânetlenir ve buna göre güneşin en son ışığı kızın tenine değdiği anda ölecektir. Umutsuzluğa kapılan Roldan, Puig Campana’nın zirvesine tırmanır, kılıcını çeker ve sevgilisinin ömrünü uzatabilmek için dağdan bir dilim keser. Güneş Puig Campana’nın arkasında battığında kız ölür ve Roldan, deliye dönmüş olarak dilimleyerek kestiği kaya parçasını alır ve denize fırlatır. Bu da Benidorm Adası’nı oluşturur.

Albir ve Roldan'ın Dilimi (sol üstte, dağın tepesine yakın).
Albir ve Roldan’ın Dilimi (sol üstte, dağın tepesine yakın).

İşte fenerin bulunduğu tepeden ve Albir’den görünen bu ilginç dağın ve dilimlenmiş görünümlü tepenin trajik hikayesi böyle.

Fenere doğru çıkarken yolun solunda, deniz tarafında bazı bina kalıntıları mevcut. Bunlar, 19. yüzyıl ortalarından 20. yüzyıl başlarına kadar yapılmış bir madencilik faaliyetinin kalıntıları. Madeni işleten Soler-Devesa ailesi, bugün hâlâ la Mina (Madenci) adıyla anılıyor. Madenin ustabaşılığını yapan Miguel Soler Devesa, eşi Esperanza’yı işçilerin başında bırakarak 1888 yılında Cezayir’e göç ediyor.

Bu ilginç öykülere konu olan Serra Gelada, muhteşem manzarası, temiz havası ve göz alıcı doğasıyla Albir’de geçirilecek bir tatilin olmazsa olmaz bir parçasını oluşturuyor.

Albir’den dağa doğru yürürken yüksek sokaklardaki müstakil evlerin mimarisi de ayrı bir ilgi alanı olabilir. Bazıları biraz sıradan bir karakterde olsa da, diger pek çoğu ilginç mimari özellikler içeren, çoğuna ad verilmiş evleri seyrederek tepeye tırmanmak, gezintiyi daha da ilginç kılıyor. Özellikle mimariyle ilgilenenler için İspanya’da görülecek çok şey var.

Sonuç olarak Albir, kışın soğuktan birkaç günlüğüne uzaklaşarak stres atmak için uygun ve ekonomik bir seçenek.