Alternatif Tatiller: Brno

Çek Cumhuriyeti dendiğinde akla ilk gelen herhalde Prag ve biradır. Bunun böyle olmasında haklılık payı yok değil ancak ben orta Avrupa’nın bu güzel ülkesine farklı bir noktadan bakmak istiyorum.

Çek Cumhuriyeti, Avrupa’nın Moravya ve Bohemya kültür alanlarında yer alan bir ülke. Türkiye’den Çek Cumhuriyeti’ne gitmek gayet kolay. Doğrudan Prag’a gitmek mümkün olmakla birlikte Viyana’ya gidip oradan da tren veya otobüsle Brno’ya gidilebilir.

Brno’ya Viyana Schwechat havaalanından Student Agency (adı böyle olmakla birlikte herkese açık) otobüsleriyle yaklaşık 2-2,5 saatte rahat bir yolculuk yaparak gidilebiliyor. Wien (Viyana) Meidling istasyonundan trenle 2 saatlik rahat bir yolculuk yapmak da ayrıca zevkli. Brno tren istasyonu kent merkezinden yürüyerek 20 dakika kadar uzakta olduğu için hafif yükle seyahat edenler, gidecekleri otele, çok uzakta olmaması kaydıyla, yürüyerek de gidebilir.

Brno’nun bir başka avantajı da Orta Avrupa’nın diger bazı önemli şehirlerine yakın olması. Viyana’dan zaten bahsettim. Diger kentler ise Ostrava, Slovakya’nın Avusturya sınırındaki Bratislava, Budapeşte, ve Polonya’da Kraków ile Katowice. Çemberi biraz daha genişletecek olursak bu listeye Graz, Munich ve Dresden’i de ekleyebiliriz.

Brno, Çek Cumhuriyeti’nin (Česká republika) ikinci büyük kenti. Nüfusu yaklaşık 400,000 olan Brno, orta Avrupa’yı gezmek isteyenlerin (nisbeten ekonomik) tatil planlarının merkezi olabilecek bir yer. Görülecek pek çok müzesi, tiyatroları ve tarihi binasıyla Brno göz ardı edilmeyecek bir kent.

Bruno'nun Spilberk Şatosundan görünüşü
Bruno’nun Spilberk Şatosundan görünüşü

13. Yüzyıldan kalma Špilberk Şatosu (Hrad Špilberk), 17. yüzyıldan itibaren kale ve hapishane olarak kullanılmış olup kentin tepelerinden birinde yer alan, mutlaka görülmesi gereken tarihi değerlerden biri. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde siyasi tutukluların konduğu hapishanede kullanılan işkence aletlerini görmek, hücrelerde kullanılmış olan eşyayı ve mahkûmların nasıl idam edildiğini temsil eden enstalasyonları incelemek gayet ilginç. Şatonun bulunduğu havadar tepeden kentin panoramik manzarasını seyretmek ve buradaki ufak bir kafede oturup güzel Çek birası yudumlayarak günün yorgunluğunu atmak ve daha sonra yürüyerek tepeden kente inmek, güzel vakit geçirmek için iyi bir seçenek.

 

Špilberk Şatosu
Špilberk Şatosu

Ölü kemiklerinin saklandığı ve Paris’tekinden sonra Avrupa’nın ikinci büyük “kemikhanesi” olan Brno kemikhanesi de görülebilecek yerlerden biri. Böyle bir yeri ziyaret etmek fikri herkese hitap etmeyebilir fakat gene de tavsiye etmekten kendimi alamayacağım çünkü burayı görmek, edebî hayal ufukları geniş olanlara ilham kaynağı dahi olabilir.

Muhafaza edilen kemik ve kafatasları
Muhafaza edilen kemik ve kafatasları

Görülecek bir diger yer de tanınmış Alman mimar Mies van der Rohe’nin modernist tarzda inşa ettiği üç katlı, betonarme bir villa olan Villa Tugendhat. 1928-30 yıllarında inşa edilen bu bina, Avrupa’da modernist mimarinin ilk örneklerinden olup sembolik bir öneme sahip ve UNESCO’nun kültür mirası listesinde yer alıyor. Mesleği mimarlık olanların görmek isteyeceği binalardan biri bu olabilir.

Çek Cumhuriyeti’nin ikinci büyük ve Moravya’nın da en büyük müzesi olan Moravya Müzesi de Brno’da. Oldukça büyük bir koleksiyona sahip müzeyi her ziyaret edişinizde birbirinden etkileyici eserleri seyrederek saatler geçirebilirsiniz. Müze girişinde yer alan mağazada sanatla, müze koleksiyonlarıyla ilgili kitap ve kataloglar ile bazı hatıra eşya mevcut.

St. Thomas Kilisesi ve Moravya Galerisinin bulunduğu Moravya Meydanı (Moravské náměstí), kentin en büyük meydanı olup oldukça merkezî bir yerde. Burada, 30 yıl savaşlarının sürmekte olduğu dönemde, 1645 yılında 28000 kişilik İsveç ordusuna karşı 1475 kişinin Brno’yu kahramanca savunmasına ithafen yapılmış bir de rölyef dikkati çeker. Kanlı ve çalkantılı Avrupa tarihini okuyanlar için bu küçük anıt, Vestfalya Antlaşmasına giden yolu hatırlatacağı gibi İsveç Krallığının Orta Avrupa’ya kadar uzanan yayılmacı politikalarının ve bu politikalar sonucunda bazı küçük devletlerin nasıl hızla mutlakiyetçi birer monarşiye dönüştüğünü de hatırlatacaktır.

Kuşatmaya dair
Kuşatmaya dair

Moravya Meydanından yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde ise Özgürlük Maydanı (Náměstí Svobody) var. Özgürlük Meydanı, trafiğe kapalı olan merkezi alışveriş alanı içinde yer alıyor. Burada sık sık konser ve sergi gibi kültür etkinlikleri düzenleniyor. Yürüyerek yapılacak şehir turları sırasında bu meydandaki bankolardan birine oturup soluklanmak mümkün. Bu meydanda ilgi çeken bir diger unsur ise Brno Saati. Bu, 6 metre yüksekliğe kadar çıkan, mermi biçiminde ve granitten yapılma bir saat. Yapımı üç yıl süren,12 milyon koronaya malolan ve 2010’da açılışı yapılan bu saat, her gün saat 11:00’de orkestral bir tarzda çanlarını çalmakta. Saat 11:00’i çaldığı zaman anıt saatin üzerindeki birkaç yuvanın birinden bir cam bilye ortaya çıkar. Elini çabuk tutan ya da tesadüfen bilyenin görüneceği yuvaya yakın duran bir kimse, bu bilyeyi alıp hatıra olarak saklamak hakkına sahip. Ancak, burada el çabukluğu marifet. Aksi takdirde bilye, saatin gövdesine geri gidiyor. Neden saat 11:00’de olduğuna gelince, bu da yukarıda bahsettiğim tarihi kuşatmaya atfen yapılmış bir ayarlama. Söylendiğine göre, Brno halkının kahramanca savunması karşısında kuşatmada başarılı olamayan İsveçli general Lennart Torstenson, nihayet bir gün Brno’nun saat 12:00’ye kadar düşmemesi halinde ordusunu geri çekeceğini beyan eder. Bunu haber alan Brnolular da bir an önce bu belâdan kurtulmak için çanları bir saat erken çalarlar ve böylece kuşatma sona erdiği gibi, öğlen çanları da bundan sonra saat 12’de değil, 11’de çalmaya başlar. İsveçli general sözünde durur ve geri çekilir. Bugün petrov Katedrali bu geleneği sürdürüyor. Yerel kuvvetlere komutanlık eden Jean-Louis Raduit de Souches, St. James kilisesinde yatıyor.

Brno saati (Brněnský orloj)
Brno saati (Brněnský orloj)

Kentin en belli başlı meydanlarından biri de eski belediye binasının bulunduğu pazaryeri meydanı. Bu meydanda Barok tarzda ve 17. yüzyılda inşa edilmiş Parnas Çeşmesi bulunuyor. Her gün kurulan pazarda ise esas olarak sebze, meyve ve çiçek satılıyor. 13. yüzyıldan beri kurulan pazarın etrafında Barok tarzda binalar bulunuyor ve meydan bu özellikleriyle fotograf çekilebilecek ilginç noktalardan birini oluşturuyor. Pazarda satılan malların fiyatı gayet makul olup buradan birşeyler alıp atıştırarak karın doyurmak da mümkün. Bu meydanın bir diger özelliği ise bulunduğu yerin altında labirentler olmasıdır. Yüzyıllar önce inşa edilmiş olan bu labirentler, vaktiyle gıda maddelerini saklamak, bira ve şarap yapmak için kullanılıyormuş.

Pazaryeri ve Parnas Çeşmesi
Pazaryeri ve Parnas Çeşmesi

Her zaman gidip oturulabilecek parklar, dinlenmek veya ferahlamak için cazip birer alan. Lužánky Park, sabah erken saatte yürüyüş yapmak veya koşmak isteyenler için gayet hoş bir ortam. Bu park, Moravya Meydanından yaklaşık 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde.

Kentte pek çok kafe, lokanta ve bar mevcut. Bunların pek çoğunda gayet makul fiyata yiyip içmek mümkün. Bira gayet bol ve kolay vazgeçilemeyecek, hatta insanın içmeye doyamayacağı kadar güzel. Benim favorim, kentin merkezî alışveriş alanında bulunan Stopkova Plzeňská Pivnice. Pilsner Urquell lager içebileceğiniz bu pub’ın gayet hoş ve insanı cezbeden bir atmosferi var. Oldukça rağbet gören bu pub’da servis düzgün, ortam güzel ve fiyatlar da son derece makul.

Burada anlatmak istediğim, Brno ile ilgili her şeyi açıklamak değil. Sadece, başta da belirttiğim gibi, Çek Cumhuriyeti’ne (bunu Orta Avrupa olarak da düşünmek mümkün) yapılabilecek ekonomik bir gezi hakkında fikir vermek idi. Büyük kentler ve turizm merkezi diyebileceğimiz yerlerde çoğu zaman gürültü ve kalabalık, insanı rahatsız eden boyutlara varabiliyor. Tanınmış müzelere ya da galerilere girebilmek için uzun kuyruklarda beklemek gereken yerler var. Daha az bilinen ya da popülaritesi fazla olmayan yerlerde gezmek ise hem daha dinlendirici, hem daha ekonomik, hem de en az tanınmış yerler kadar bilgilendirici ve ilginç olabiliyor. Bu tür gezilerde gittiğiniz yeri daha iyi tanıma fırsatınız da oluyor çünkü fiyatlar da dahil olmak üzere her şey daha otantik oluyor.

Advertisements

The Rising Tide of R

I do not know to what extent R, the Statistical Computing Environment,  is being used in the social science community (or by fellow political scientists for that matter) but in a variety of disciplines R is becoming the tool for data analysis.  Despite the fact that it has a steep learning curve, it is certainly worth diving into.  It is a very powerful language, and as such it poses a real challenge to the commercially available software such as SPSS or SAS.  Although commercial software has its own advantages, R is superior in many ways.  Not only is it freely available, it also has a wide and growing community of users that keep adding to its arsenal.  Even though a user doesn’t need all the features R offers, it has something for everyone who deals with data.  The magazine Nature has published an article that should give you a good idea about R.  Click on the following link to read it: http://www.nature.com/news/programming-tools-adventures-with-r-1.16609

 

On Global Digital Divide

Since the 1980s much has been said about our world becoming globalized. The social science literature of the 1990s and popular press abound with such arguments. Whether globalization is a new phenomenon that we are all experiencing or whether it is a good condition that should be welcomed is beyond the scope of this essay. However, one point needs to be made clear: globalization, regardless of how it might be conceptualized, is a product of the advances that are made in information and communications technologies (ICT). Various social, economic and political processes have been greatly facilitated and impacted by the ICT.

The fact that there has been a huge increase in global trade and investment in the last few decades, and that virtual communities can be formed thanks to the internet, are simply two manifestations of the technological advances in question. Furthermore, the emergence and development of social media is a phenomenon in and of itself, posing many challenges to psychology, sociology and political science, not to mention corporations that have been more than eager to exploit the marketing possibilities within this context.

Despite the fact that the said technologies have brought about revolutionary changes in the way people and the business world across the globe carry on trade, do transactions, make investments, produce and distribute goods, it is clear that the previously extant inequalities are paralleled in cyberspace.

One way of examining this would be to use ICT-related indicators and conduct cluster analysis. These kinds of data are now gathered by the World Bank and various other institutions, and are made available for public consumption. The data I have here come from “AKAMAI State of the Internet, Q1 Report, Vol 7, No:1 ( http://www.akamai.com/dl/akamai/akamai-soti-q114.pdf ).

The indicators “Average Connection Speed in Mbps,” “Peak Connection Speed in Mbps” and “Percent above 10 Mbps” are analyzed using R.

Cluster analysis is a data exploration technique that aims at grouping cases that are similar. It is also a way of discovering existing patterns in a data set. The data set includes 54 countries at different levels of development, and the cases are subjected to hierarchical cluster analysis based on Euclidean distances and using Ward’s method that tries to minimize the sum of squares of clusters at each step.

Differentiated zones in world political economy
Differentiated zones in world political economy

 

As it can be seen, there is a clear divide, a dramatic gap, between the group of countries on one end of the dendrogram and the ones on the other. South Korea, the Netherlands, Switzerland, Hong Kong and Japan are well ahead of the pack. The same group includes Singapore, Israel, Taiwan, Romania, Russia, Austria, Ireland, Norway, Belgium, Canada, UK, Denmark, Finland, Sweden, USA and the Czech Republic. On the other end of the spectrum there is Hungary, Germany, Spain, Slovakia, Poland, Portugal, Australia and France, followed by the UAE, Thailand, Malaysia, Italy, New Zealand, Turkey and Uruguay. Close to the latter is another group of countries including Mexico, Chile, Argentina, Ecuador, Indonesia, the Philippines, Colombia, Brazil, Peru, Bolivia, Paraguay, Venezuela, Panama, China, India, Vietnam, Costa Rica and South Africa. The group including South Korea is quite distant from the other two, indicating a clear digital divide between what, in world-systems parlance, we might call the core, and the periphery. Of course, Germany or France, the two leading members of the EU, are not considered peripheral members of world political economy; however, in terms of their internet infrastructure and on the basis of these limited data that are used here they appear to be behind the giants of high-tech. Likewise, Romania cannot be considered part of the core but obviously, the higher speeds of connection differentiate it from countries that are otherwise similar to it. Could Romania be an example of leap-frogging in the development of ICT infrastructure?

Inevitably, this should be considered a partial analysis because it uses a very small number of variables, and there are a lot of other cases that are not used here. The underlying assumptions that are not stated explicitly above require that indicators related to economic and social phenomena be included here. Therefore, this should only be considered a partial analysis of world political economy. This said, and with due reservation, these findings suggest a three-tier structure in world political economy, where the distance between the core and the periphery is quite great. The distance between the periphery and what we might call the semi-periphery, however, is relatively smaller than their respective distances from the core.

In conclusion, we can say that so-called globalization, welcome as a blessing by several hyper-globalists and liberals, has not benefited all members of the international community equally. Furthermore, this preliminary analysis seems to corroborate the world-systems approach, arguing that the modern world-system manifests a hierarchical structure that consists of three zones with differential types of economic activity and an axial division of labor.